
birdenbire dışarıdan sesler gelmeye başladı,şimşeğe benzer sesler.kulak verdim hemen.sokaktan geçen bir taşıtın sesi ve henüz uyumamış olan mahalle sakinlerinden birilerinin sesi geliyordu.yanlış duydum derken bu sefer daha kuvvetlice duydum sesleri,evet doğruydu,şimşek çakıyordu dışarıda.arkama aldığım,odamın doğu ve güneye bakan penceresinden ışıkları fark ettim.işte dedim,eksik tamamlanıyor.bu manzarayı kaçıramazdım,kalkıp ışığı söndürdüm ve güneye bakan pencerenin perdelerini ardına kadar dayaladım.elime çayımı aldım,radyoda sevdiğim bir melodi:gesi bağlarında dolanıyorum,yitirdim yarimi...
muazzam şimşekler çakıyordu doğuya bakan ufukta,bir sanat eseri gibiydi bir çoğu.hayranlıkla seyre daldım,kulağımı müziğe ve gök gürültüsüne verdim. sıcak çayın verdiği hararetle nemlenmiş yüzüme pencereden hafif bir meltem vuruyor beni rahatlatıyordu.yağmur yağmıyordu,içime çektim havayı; belki uzaklarda bir yerlere düşmüştür diye toprağın kokusunu getirmiştir dedim,ama yoktu.yağdıysa bile dağın öte yanına,rüzgar getiremedi herhalde dedim.
içimi harika bir huzurla doluydu,bu hayatta yağmuru ve onun getirdiklerini benden daha çok seven yoktur herhalde diye düşündüm.bu anın tadını çıkardım ve uzun düşünmelere daldım seyirle birlikte.
ışıklar dağın arkasında kaybolmaya yakın kalktım yerimden.epey geç olmuştu saat.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder